Hammad Gillani: Çalışmalarımın özünde ikilikler arasında gezinmek var—gerilim ile sükûnet, çatışma ile çözülme

Hammad Gillani, bir sanatçı olarak birçok hikâyenin kesişim noktasında duruyor. Nesillerdir âlim ve Sufi bir aileden gelen Pakistanlı sanatçı, bu köklü mirası minyatürden yola çıkarak çağdaş sanat pratiğiyle buluşturuyor. Kendisiyle War and Peace sergisi üzerine konuştuk.

Okurlarımıza kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Aile köklerinizin Şeyh Abdülkadir Geylani’ye dayanması gerçekten etkileyici. Doğduğunuz yerin ruhu ile bu derin köklü aile mirasının içinde yetiştiğiniz kültürel ortam üzerindeki etkisini nasıl tanımlarsınız?

Untitled | Gouache, Gold Leaf on Wasli Paper |23 x 16 inches |2024

Kendimi tanıtmaktan memnuniyet duyarım. Benim adım Syed Hammad Ullah Shah Gillani, ancak sanat dünyasında Hammad Gillani olarak tanınıyorum.

Pakistan’ın kabile bölgelerinde yerleşik bir sufi ailede doğdum. Nesiller boyunca ailem, dini ilimlere ve sufi pratiğin derin geleneklerine sıkı sıkıya bağlı oldu.

Bu mirasın yetişme tarzım üzerindeki etkisi hem ruhani hem de ritmikti. Geleneğimiz, Allah’ı ve Peygamber’i (SAV) zikretmeyi ve bir mürşidin rehberliğinde ilahi aşkın peşinden gitmeyi merkeze alan tasavvuf yoluyla (tarikat) şekilendi. Büyürken içinde bulunduğum kültürel ortam, sürekli içsel tefekkür ve her perşembe düzenlenen Hatm-i Hacegân gibi haftalık manevi toplantılarla belirleniyordu.

Bu tekrar, adanmışlık ve tefekkür atmosferi günlük hayatımın ritmini oluşturdu. Bu yalnızca ruhsal duyarlılığımı şekillendirmekle kalmadı; dünyayı algılama biçimime de yön verdi. Sufi yolunun disiplini—görünmeyene odaklanma ve tekrarın gücü—bugün stüdyoma taşıdığım enerjinin aynısıdır; resimlerimdeki titiz ve tekrarlı fırça darbeleri benim için görsel bir zikir işlevi görüyor.

Minyatür sanatı muazzam bir sabır ve derin bir gelenek bilinci gerektirir. Yolunuz bu kadim sanat dalıyla nasıl kesişti? Sizi minyatür resmine yönelten temel motivasyon veya o “ilk kıvılcım” neydi?

Still life | Gouache on Wasli Paper |18 x 24.5 inches |2026

Minyatüre giden yolum ne doğrudan oldu ne de planlıydı. Pakistan’ın Afganistan sınırı boyunca uzanan kabile bölgesinde doğdum. Zamanla bu bölge çatışmalardan ve Taliban’dan derinden etkilendi ve ailem bu süreçte yerinden edilme tecrübesini yaşadı. Bu dönem üzerimde derin bir duygusal etki bıraktı; travma ve TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) ile mücadele ettim.

O dönemde görüştüğüm bir doktorla yaptığımız konuşmalardan birinde, çizime olan erken ilgimden bahsettik. O an bir dönüm noktası oldu; beni sanata yönelmeye teşvik etti ve sonunda National College of Arts. başvurdum. Minyatür resimle ilk kez NCA’da karşılaştım. Onun disiplinine, karmaşık detaylarına ve geleneğin içine gömülü hikaye anlatıcılığının derinliğine hemen çekildim. Minyatürün talep ettiği sabır ve sürecinin meditatif doğası, içsel durumumla derin bir yankı uyandırarak bana hem bir ifade biçimi hem de iyileşme için sessiz bir alan sundu.

War and Peace” serginizin arkasındaki temel felsefe nedir? Bu sergi aracılığıyla izleyiciyi hangi çatışmalar ya da uzlaşmalar üzerine düşünmeye davet ediyorsunuz?

“War and Peace” sergisi, aslında benimle küratörüm ve mentorum Aisha Khalid arasında süregelen bir diyalogdan doğdu. Bu sohbetler sırasında, Tolstoy’un insan karmaşıklığını ele alışına atıfla sergi başlığını önerdi ve bu başlık, benim pratiğimde çalıştığım temalarla güçlü bir bağ kurdu.

Çalışmalarımın özünde ikilikler arasında gezinmek var—gerilim ile sükûnet, çatışma ile çözülme arasındaki sürekli itme-çekme. Bu hem kişisel deneyimlerimde hem de çevremizdeki daha geniş sosyo-politik gerçekliklerde kendini gösteriyor. Bizi etkileyen ve sergiyi şekillendiren şey, bu karşıtlıkların görsel dilimde hafıza, kırılganlık ve yaşanmışlık üzerinden nasıl ortaya çıktığıdır.

Savaş ve barışı katı karşıtlıklar olarak sunmakla ilgilenmiyorum. Aksine, onları birbirine derinden bağlı, neredeyse birbirine bağımlı olarak görüyorum. Bir durum diğerine akar ve anlamın büyük kısmı bu geçişte ortaya çıkar. Bu işler aracılığıyla izleyiciyi bu karmaşıklıkla yüzleşmeye ve hem kişisel hem kolektif tarihlerin bu kesintisiz bozulma ve iyileşme döngüleriyle nasıl şekillendiğini düşünmeye davet ediyorum.

Bu sergide, geleneksel minyatürün çok katmanlı, detaylı ve bezemeci yapısından uzaklaşıp daha sade ve minimal çizgilere yöneldiğinizi görüyoruz. Bu estetik tercih, sanatsal bakış açınızdaki içsel bir dönüşümün mü yoksa “fazlalıkları soyma” ihtiyacının mı sonucu?

Landscape IV | Acrylic Paint on Canvas |60 x 108 inches |2025

Bu değişim, Babür minyatür tekniği üzerine aldığım akademik eğitimin ardından başlayan derin bir sorgulama sürecinden doğdu. Tüm karmaşıklığı ve bezemeciliğiyle geleneksel görsel dili öğrendikten sonra, işte gerçekten neyin gerekli olduğunu sorgulamaya başladım. Resmin ruhunu kaybetmeden nelerin çıkarılabileceğini düşündüm.

Bu dönüşüm hem içsel hem de bilinçliydi. “Fazlalıkları soyma” sürecine girdim; kompozisyonu ve malzemeyi giderek azaltarak daha sade ve doğrudan bir forma ulaştım. Bu da bazen neredeyse çocuksu ya da ilkel görünen ama yine de anlam taşıyan minimal bir estetiğe yol açtı.

Ancak imgeler sadeleşmiş olsa da süreç hâlâ geleneğe derinlemesine bağlı. Minyatürü terk etmedim; onu yeniden yönlendirdim. Hâlâ geleneksel sincab kılı fırçalar ve pardakht tekniğini kullanıyorum; her “basit” çizgiyi binlerce küçük ve hassas dokunuşla inşa ediyorum.

Bu şekilde, yavaş ve geleneksel bir yöntemle hızlı ve spontane görünen bir şey üretiyorum. Sonuç bir paradoks: jestsel bir iz gibi görünen ama aslında büyük sabır ve emekle yapılmış bir resim.

Benim için bu üretim süreci, açıklığa doğru bir yolculuk—mirasımın meditatif ruhunu korurken artık görme biçimime uymayan bezemeci yükü geride bırakmak.

Landscape II | Acrylic Paint on Canvas |72 x 40 inches |2025

“Landscape” (Manzara) adlı çalışmanız, bana yıllar önce babamın eve getirdiği büyük, çerçeveli bir gelincik tarlası tablosunu hatırlatıyor. Hem huzurlu bir çiçek tarlasını hem de bir savaş alanındaki kanla kızıla boyanmış gelincikleri çağrıştıran bu eserin arkasındaki hikayeyi özellikle merak ediyorum.

Landscape II | Acrylic Paint on Canvas |72 x 40 inches |2025

Benim için “Landscape”, sanat pratiğimde önemli bir dönüm noktasıdır. Tuval üzerine akrilik boya kullandığım ilk deneyimimdi, ancak bu çalışmaya minyatür resim alanındaki geleneksel eğitimimi harfiyen uygulayarak yaklaştım. Bu daha büyük ölçekte bile, boyanın sürülüşü, titiz katmanlama ve renklerin yoğunluğu, tümüyle o disiplinden kaynaklanmaktadır. Hatta her vuruşta bir minyatürcünün ruhunun hissedilmesini sağlamak için özel fırçalarımı kendim el yapımı olarak hazırladım.

İlham, gelinciklerin yaygın olarak yetiştirildiği büyüdüğüm bölgeden geliyor. Çiçek açtıklarında tüm manzara inanılmaz derecede huzurlu ve güzel görünür. İlk bakışta, resmin bu dinginliği yansıtmasını ve hayat dolu görünmesini istedim.

Ancak esere daha yakından baktığınızda, atmosfer değişir. Yeşil renk huzursuzluk vermeye başlar ve kırmızı daha yoğun —neredeyse şiddetli— görünür. Bu değişim, son zamanlarda Gazze, İran ve Lübnan başta olmak üzere dünya genelinde gördüğümüz güncel çatışmaları temsil ediyor. Bu çalışma aracılığıyla, bu zıt duyguları bir araya getirmek istedim: Yüzeyde gördüğümüz barış ve güzellik ile hemen altında yatan derin gerilim, çatışma ve huzursuzluk hissi.

Resimlerinizdeki sarı ve mavi formlar oldukça çarpıcı ve minimalist. Bu renkler ve formların arkasındaki gerçeklik nedir?
Bu seride sarı ve mavi resimler, çatışmanın gündelik hayatın en sıradan parçalarını nasıl kolonize ettiğini inceleyen bir çalışmadır.

Still life | Acrylic Paint on Canvas |60 x 84 inches |2025

​Sarı resimler yaygın su bidonlarını, mavi olanlar ise her yerde gördüğümüz plastik varilleri temsil eder. Bunlar aslında sadece kaplardır—su taşımak veya depolamak için kullanılan işlevsel nesneler; bir zamanlar evin sembolleriydi.

Ancak çatışma gündelik hayatın parçası hâline geldikçe, bu nesnelerin anlamı değişmeye başladı. El yapımı patlayıcıların üretiminde kullanılmaları nedeniyle bir tehlike hissi taşımaya başladılar. Böylece tanıdık ve güvenli olan şey, yavaş yavaş belirsiz ve tehditkâr bir hâl aldı.

Onları natürmort olarak resmederek bu gerilimi dondurmak istedim. İlk bakışta izleyici basit bir nesne görür; ancak yaklaştıkça aslında korkunun mimarisine baktığını fark eder. Benim ilgilendiğim şey bu psikolojik dönüşüm—çatışma ortamının dünyayla kurduğumuz ilişkiyi nasıl değiştirdiği; en temel hayatta kalma nesnelerinin bile belirsizlik ve şiddet anıları taşımaya başlamasıdır.

Leave A Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *